
Bugün "
Anadolu Sahnesi Tiyatro Topluluğu"nun kuruluşunun 20. yıl dönümü; 3 Mart...
Ne çok zaman...
Gerçi tarih oluşunun da bir başka yıl dönümü de olabilir bu tarih. Ama işte bizim kalbimizde, hatıralarımızda her
3 Mart bir varoluşun yıl dönümüdür, hayatımızın tüm inceliklerine dair bir yıl dönümüdür bu:
Benim, Sinan'ın, Ahmet'in, Ertan'ın, Murat'ın, Çağatay'ın, Dilek'in, Elif'in, Şükrü'nün, Lütfi'nin, Murat Şen'in, Eşref'in, Şükriye'nin, Hatice'nin ve Necmi Abinin ve devamında onlarca insanın...
Ömrümüzün sırları Konya Devlet Tiyatrosu sahnesinde, kulislerinde hala dolanır; biz o günleri ararız, o günler bizi arar... ve biz kendi sokaklarında kaybolmuş bir şehir gibi kendi kara yalnızlıklarımızda unuttuğumuzu sanarak yaşarız; isli akşamları, puslu yolları, soğuk odaları, cebidelik yılları, sarhoş zamanları, provaları provaları provaları ah alkışları...
Sinan ilk oyunumuzdan önce "gelin, size dünyanın en güzel seslerinden ikincisini dinleteceğim" demişti. Bu, salona giren seyircinin enfes uğultusuydu. Peki, dedik, birincisi? "O da oyundan sonra..."
Galiba Anadolu Sahnesi oyuncularının Sinan'dan öğrendiği ilk incelik buydu, hiç farkında olmadan...
sonrası yıllarla geldi.
Bir Ankara turnesinde, dönüş yolunda ayrılığın acısını yavaş yavaş duyarken kendi kendine şöyle sözler oluşmuştu, bestesini bildik şarkılardan araklayarak:))
"Anadolu Sahnesi
Bir çiçektir Konya'da
Kederli şarkılar söyler
Bu kupkuru ovada
Amacımız 'seyirlik'
Sonucumuz ayrılık
Dilde bir hoş burukluk
Bak işte son yolculuk"O yolculuktan sonra Anadolu Sahnesi daha birçok yolculuk yaptı, evet; ama bir gün çekip gitmek zorunda kalacak olmanın efkarıyla...
...ve kırılınca düşlerimizde hayat
anladık, o sahnede olacaktı aşkımız
sessiz sessiz dolanacaktık
ve belki biz hiç olmayacaktık...
merhaba...